Atatürk Diyorki... "Biz Cahil dediğimiz zaman, okumamış olanları kastetmiyoruz. Kastettiğimiz ilim hakikati bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okumak bilmiyenlerden de hakikati gören gerçek alimler çıkabilir."
Sitemizi Sayfa/Sayfa GOOGLE TRANSLATE ile herdile tercüme edebilirsiniz.
TÜM BASIN ve E-DEVLET
www.mobile.de
--"Ben her şeyden önce bir Türk milliyetçisiyim. Böyle doğdum. Böyle
öleceğim. Türk birliğinin, bir gün hakikat olacağına inancım vardır.
Ben görmesem bile, gözlerimi dünyaya onun rüyaları içinde
kapayacağım. Türk birliğine inanıyorum, onu görüyorum. Yarının
tarihi, yeni fasıllarını Türk birliğiyle açacaktır. Dünya sükununu
bu fasıllar içinde bulacaktır. Türk'ün varlığı bu köhne aleme yeni
ufuklar açacak, güneş ne demek, ufuk ne demek, o zaman görülecek."
--"Bu memleket, dünyanın beklemediği, asla ümit etmediği bir
müstesna mevcudiyetin yüksek tecellisine, yüksek sahne oldu. Bu
sahne 7 bin senelik, en aşağı bir Türk beşiğidir. Beşik tabiatın
rüzgarlarıyla sallandı. Beşiğin içindeki çocuk tabiatın
yağmurlarıyla yıkandı. O çocuk tabiatın şimşeklerinden,
yıldırımlarından, kasırgalarından evvela, korkar gibi oldu; sonra
onlara alıştı; onları tabiatın babası tanıdı onların oğlu oldu. Bir
gün o tabiat çocuğu tabiat oldu; şimşek, yıldırım, güneş oldu; Türk
oldu. Türk budur. Yıldırımdır. Kasırgadır, dünyayı aydınlatan
güneştir.
Tanrı nasip eder, ömrüm vefa ederse; Musul, Kerkük ve Adaları geri
alacağım. Selanik’de dahil Batı Trakya'yı Türkiye hudutları içine
katacağım. !
Türkiye Türklerindir!
İstanbul'da çıkan bir gazeteyi Kaşgar’da ki Türk de anlayacaktır."
Kanını taşıyandan başkasına inanma!
Bir gün, ressamlar Türk'ün simasını kaybederlerse, yıldırımı
alsınlar, yapıversinler.
Hayattaki yegane üstünlüğüm, Türk doğmaktır! Muhterem milletime şunu
tavsiye ederim ki; sinesinde yetiştirerek başının üstüne kadar
çıkaracağı adamların kanındaki, vicdanındaki cevher-i asli'yi çok
iyi tahlil etmek dikkatinden bir an feragat etmesin."
Biz doğrudan doğruya milletseveriz ve Türk milliyetçisiyiz.
Cumhuriyetimizin dayanağı Türk topluluğudur. Bu topluluğun fertleri
ne kadar Türk kültürüyle dolu olursa, o topluluğa dayanan cumhuriyet
de o kadar kuvvetli olur
Beni olağanüstü bir kişi olarak yorumlamayınız. Doğuşumdaki tek
olağanüstülük Türk olarak dünyaya gelmemdir
Türk budur: Yıldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir
Ülkeniz sizindir, Türklerindir. Bu ülke, tarihte Türk dü bugün de
Türk tür ve sonsuza dek Türk olarak yaşayacaktır
Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize, görecekleri tahsilin hududu
ne olursa olsun, en evvel, herşeyden evvel Türkiye'nin istikbaline,
kendi benliğine, millî an'anelerine düşman olan bütün unsurlarla
mücadele etmek lüzumu öğretilmelidir
Yüksel Türk! Senin için yüksekliğin hududu yoktur. İşte parola budur!
Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde
kuvvet bulacaktır.
Milliyetin çok belirgin niteliklerinden biri de dildir. Türk
milletindenim diyen insan, her şeyden önce ve kesinlikle Türkçe
konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir insan Türk kültürüne, topluğuna
bağlılığını iddia ederse buna inanmak doğru olmaz."
Millet sevgisi kadar büyük sevgi yoktur. Kurtuluş Savaşı'nda benim
de milletime ettiğim birtakım hizmetler olmuştur zannederim. Fakat,
bunlardan, hiçbirini kendime maletmedim. Yapılanın hepsi milletin
eseridir dedim. Aranacak olursa doğrusu da budur. Mazide sayısız
medeniyet kurmuş bir ırkın ve milletin çocukları olduğumuzu ispat
etmek için, yapmamız lazım gelen şeylerin hepsini yaptığımızı ileri
süremeyiz. Bugüne ve yarına bırakılmış daha birçok büyük işlerimiz
vardır. İlmi araştırmalar da bunlar arasındadır. Benim arkadaşlarıma
tavsiyem şudur: Şahsınız için değil fakat mensup olduğumuz millet
için elbirliği ile çalışalım. Çalışmaların en büyüğü budur."
Büyük devletler kuran ecdadımız, büyük ve şümullü medeniyetlere de
sahip olmuştur. Bunu aramak, tetkik etmek, Türklüğe ve cihana
bildirmek bizler için bir borçtur.
Bütün dünya bilmeli ki; karşımızda böyle bir düşman oldukça onu
affetmek elimizden gelmez ve gelmeyecektir. Düşmana merhamet, aciz
ve zaaftır; bu insaniyet göstermek değil, insanlık hassasının yok
olduğunu ilan eylemektir.
Yurttaşlarım! Az zamanda çok ve büyük işler yaptık. Bu işlerin en
büyüğü, temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye
Cumhuriyeti'dir.
Türklük, benim en derin güven kaynağım, en engin övünç dayanağımdır.
Türk Milleti yüzyıllardan beri hür ve müstakil yaşamış ve istiklâli
yaşamak için şart saymış bir kavmin kahraman evlatlarından
ibarettir. Bu millet istiklalsiz yaşamamıştır, yaşayamaz ve
yaşamayacaktır.
Ulusal varlığımıza düşman olanlarla dost olmayalım. Böylelerine
karşı...'Türk'üm ve düşmanım sana, kalsam da bir kişi!' diyelim.
Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki ASİL kanda mevcuttur...
"Kendi kanını taşıyandan başkasına inanma..." M. Kemal Atatürk
"Türk olmak için önce kanı Türk olmak lazımdır.
Ondan sonra dili Türk olmak lazımdır.
Ondan sonra dileği Türk olmak lazımdır."
(Hüseyin Nihal Atsız)
ATATÜRK
Bir önsezi, bir talimat
" Bugün Sovyetler Birliği dostumuzdur, komşumuzdur, müttefikimizdir.
Bu dostluğa ihtiyacımız vardır. Fakat yarın ne olacağı nı bugünden kimse kestiremez.
Tıpkı Osmanlı gibi, tıpkı Avusturya-Macaristan gibi parçalanabilir, ufalanabilir.
Bugün elinde sımsıkı tuttuğu milletler avuçlarından kaçabilirler.
Dünya yeni bir dengeye ulaşabilir. İşte o zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir...
Bizim bu dostumuzun idaresinde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır.
Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak o günü susup beklemek değildir.
Hazırlanmak lazımdır. Milletler buna nasıl hazırlanır?
Manevi köprüleri sağlam tutarak, Dil bir köprüdür.
İnanç bir köprüdür. Tarih bir köprüdür.
Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimizin içinde bütünleşmeliyiz.
Onların (dış Türklerin) bize yakınlaşmasını bekleyemeyiz.
Bizim onlara yaklaşmamız gerekli..."
Mustafa Kemal ATATÜRK ( 29 ekim 1933 )
Türk’ü ve İslam’ı Ön Asya topraklarından kazımak isteyen güçler hiç eksik olmadı
Türklüğün düşmanları hep vardı
“Anadolu’yu Türksüzleştirmek” stratejisinin adı olan ’Şark Sorunu’na Mustafa Kemal’in 90 yıl önce örgütlediği direnişin kırılıp kırılamaması, sonucu tayin edecektir...
Türk milletinin tarih ve coğrafya karşısındaki hukukunu talep etmenin kavgasının adına Türkçülük denmektedir. Süreç içinde Türkçülük; Türk’ü ve İslam’ı Ön Asya topraklarından kazımak isteyen güçlerle buna direnen milli kuvvetler arasında yaşana gelen olaylar zinciridir. Bu yönü itibarıyla da Türkçülük, kimi zaman Mustafa Kemal’in Damat Ferit iktidarına; kimi zaman Kuvayı Milliyenin Sait Molla ve Rahip Frew’in işbirliğine; kimi zaman da Sabahattin Ali ihanetine Nihal Atsız’ın attığı tokada indirgenmektedir. Ancak genel anlamda Türkçülüğü, Batılı güçler ve onların örgütlediği yerli işbirlikçi iradeye karşı, Atatürk ve onun devamı olan kuvvetlerin ortaya koyduğu direniş olarak tarif etmek daha anlamlıdır.
Gerçekde bu kavga Ön Asya’daki toprak hâkimiyetiyle ilgilidir. Yani bu kavga bir mülk kavgası olup; milli güçlerle onun Ön Asya’daki hâkimiyetine karşı olan sömürgeciler arasında yüz yıllardır kesintisiz bir biçimde sürüp gitmektedir. Bu süreçte her iki taraf da -3 Mayıs 2008 tarihi itibarıyla- kesin bir zafer sağlamış değildir. Nihai zafer iki taraftan birinin kesin yenilgiyi kabul etmesiyle sağlanabilecektir.
Daha da açıkçası “Anadolu’yu Türksüzleştirmek” stratejisinin adı olan ’Şark Sorunu’na Mustafa Kemal’in doksan yıl önce örgütlediği direnişin kırılıp kırılamaması, sonucu tayinde belirleyici olacaktır.
“Yeni Türkiye
Cumhuriyeti” Söylemi!
Bu süreç geçmişte Türk milletini, tarih karşısında “soykırımcı” ilan eden bir zihniyetin Kaymakam Kemal’e verdiği cevaptı. Bugünlerde de bu sürecin devamı Türklüğe hakareti suç olmaktan çıkaran karşıt bir eylem olarak zuhur etmiştir. Bir başka formda da malum unsurların, Ergenekon adlı Türk milletinin yeniden diriliş efsanesini “Çete” ve suç örgütüyle özdeşleştirme faaliyetleri olarak sürmektedir.
Türkiye’de yaşanan gelişmeler sonucunda milli devlet yanlılarının etkisizleştirilmesi işbirlikçi zihniyeti pervasız yapmıştır. Öyle ki Graham Fuller -sipariş üzerine yazılmış olsa da- haklı olarak yaşanan bu süreci “Yeni Türkiye Cumhuriyeti” olarak değerlendirmiştir.
Türkiye’de yaşananları şahıs, vakıa, olgu, hükümet ve dönem temelinde değil süreklilik temelinde ele almak daha anlamlı olacaktır.
Açıkçası 13. yüzyılda Türklük ve İslamiyet’e karşı “Kutsal İttifak” anlamına gelen Hıristiyan güçlerin gerçekleştirdiği Haçlı Seferleri; 20. Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğunun tasfiyesini esas alan Ön Asya topraklarındaki Haçlı işgali; 21. Yüzyılda da Ön Asya topraklarındaki milli varlığın küresel güçlerin işgal ve satın almaları, aynı mücadelenin değişik formdaki uzantılarıdır.
Türkçülüğün 3 Mayıs 1944’lerdeki süreci ise Türk Milletine karşı tehdit haline gelen Sovyet Emperyalizmine karşı oluşan milli direnci simgeler. Türkçülük bu yönü itibarıyla Milletinin bağımsızlığını, milli devletin devamlılığını, ülke topraklarının bütünlüğünü esas alan Atatürkçü iradeyi temsil eder. O dönemde tutuklananlar milli bağımsızlık yanlıları, yargılananlar da gerçekte Atatürkçü irade olmuştur.
1940’larda edebiyat, tarih, sosyal ve kültürel muhtevalı derslerin içeriği millilikten uzaklaştırılarak değiştirilmiştir. Bu değişiklikle, Türk gençliğinin kendi milli, ahlaki, insani ve kültürel değerlerine yabancılaştırılması amaçlanmıştır. Bu gelişmelere karşı Atsız ve arkadaşları şiddetli bir biçimde itiraz etmişlerdir. Bu itirazlar tutuklanmalar, işkenceler ve tabutluklara tıkılmakla karşılık bulmuştur. Böylece meşrutiyet yıllarından ve Atatürk devrinden 1940’lara uzanan Türkçülük adeta devlet düşmanı ilan edilerek, gençlik ve aydınlar milliyetçilik dışı ideolojilerin her türlü operasyonuna açık hale getirilmiştir. 1944 olayları bütün bunlara karşı ortaya konulan milli refleksti.
Günümüzde Mücadelenin
Aldığı Yeni Şekli!
Günümüzde gelinen noktada da Türkçülük, Türk milletinin meşru çıkarlarını savunmaktan ibaret bir içeriğe bürünmüştür. Bu gelişmelerdir ki, Türkiye’nin eski Dışişleri Bakanlarından Turan Güneş’e “Milliyetçilik, Türk’ün hakkını gâvura yedirmemektir” sözünü söyletmiştir.
Nihal Atsız 1944 ve sonrasında verdiği mücadele ile Türkçülük davasının sembol isimlerinden biri oldu
BAĞIMSIZLIĞA VE ULUS DEVLETE SALDIRI
TÜRKİYE’de Türkçülüğe karşı egemen kılınmaya çalışılan şu görüşün hiç de masum bir niyetle ortaya konulmadığı anlaşılmalıdır. “Artık çağımızda ulusal bağımsızlık demode olmuş bir olgudur; karşılıklı bağımlılık dönemini yaşıyoruz” gibi, bu yaklaşım ABD ile Türkiye’yi aynı kefeye koyan bir safsatadır. Bu görüşte bir anlamda küreselleşme ile emperyalizmin nasıl da özdeşleştiğine vurgu yapılmaktadır. Ulusal güç ve sınırların ötesine taşan kurumların gelişmesinin uzun vadeli etkisi ulus-devletin geçerliliğini kaybetmesini değil, sağlamlaştırmasını sağlamıştır, şeklindeki yaklaşımlar da söz konusudur. BU faaliyetlerin açık bir psikolojik operasyon olduğunu çağrıştıran çok sayıda kanıt göstermek mümkündür. Öteden beri her fırsatta şehit, gazi, Türk, Türklük, Vatan, Vatansever, Milli, Milliyet, Milliyetçilik kavramlara yapılan saldırıların da aynı amaca hizmet etmektedir. NOAM Chomsky de şu tespiti yapıyor: “Ortadoğu’da ulusallık ve ulusal kimlik yok edilmeli, bunun için de Ortadoğu Osmanlılaştırılmalıdır. Böylece bölgede Batı çıkarlarına karşı çıkacak ulusal güç ve direnç kalmayacak, sistemin çarkları rahatlıkla işleyecektir. ABD için en tehlikeli düşman ve tehdit bağımsızlık tehdidi. Asla hoş görülemez”. Bill Clinton 2000 yılında “Küreselleşme gevşek sınırlar ister. Üniter devlet yapıları küreselleşmeye uygun değildir” demiştir. Barnet ve Müler ise “Evrensel kâr maksimizasyonu, ulussuz bir bilincin oluşmasını gerektirmekte ve evrensel şirketler, bu tür bir bilinç geliştirmenin çeşitli yollarını keşfetmiş bulunmaktadır”. SON zamanlarda ulusal bir gazete, insanlığın geleceğini millet, milliyet, milliyetçilik, milli devlet ve milli egemenlik gibi “fantazmalar ağı” ndan kurtarılmasını savunmaktadır. Onlar uluslararası şirketlerin ve onun arkasındaki küresel gücün amaçlarına uygun görüşler ileri sürmektedir. İşte onlardan birkaç alıntı; “milliyetçilik ulusu bütünleştirici olması için başkalarını dışlaması gerekiyor” onun için “milletin herhangi bir insan kümesinden değerli olmaması gerekir!” diyerek, “milliyetçiliğin iyisi yoktur” yargısına ulaşmaktadırlar. Bu bağlamda milliyetçiliğin yerine, çözümlerin en eskilerinden birisini öneriyorlar: “Dünya Vatandaşlığı”. Bu gazetenin bir başka yazarı da “Bağımsızlığımızdan vazgeçmemizi istiyorum. Hiçbir ulusun bağımsız olmamasından yanayım” diye yazmıştır. Tüklüğe ve Türkçülüğe saldıranların gerçek amacı yeterince açıktır. EVRENSEL şirketlerden, küresel operasyon yapanlara ve onlarla aynı biçimde düşünen iç mihrakların tamamı “Milli Devlet” ve milliyetçilik düşmanlığında birleşmektedir. Son zamanlarda Türkiye’de bazı gazeteler “milliyetçiliğin yükselmesi” ne dikkat çekerek tedbir üstüne tedbir alınmasını öneren yazılarla dikkat çekmiştir. Daha sonra ABD’ci Genomculara atfen “Türkiye’de Türk genlilerinin az olduğu” nu iddia eden yazılar bu gazetelerde yayınladı. Ardından ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Fried’in, “Milliyetçilik gurursuzluktur” biçimindeki sözlerine yer verdi. Salman Rushdie’nin “milliyetçilik ötekine bakmayı bilmeyenleri cezp ediyor” gibi oportünist sözlerini manşete çekti. Son haberlerinden birisinde de bu gazete milliyetçilikle ilgili ABD’li yetkililerden birisinin “Türkiye’deki kavgacı milliyetçilikten endişeliyiz” sözlerine yer vermiştir. Gerçekler işbirlikçi güçlerin, ülkede meydana gelen hemen her olumsuzluktan milliyetçiliği ve milliyetçileri sorumlu tutması rastlantı olmadığını gösterir niteliktedir. Bu küresel bir projenin uzantısıdır. Son zamanlarda Türk’e, Türkçeye ve Ulusalcılığa yöneltilen suçlamaların hiçbirisi tesadüf değildir. Bazı gazete, televizyon kanalları ve dergiler Türk Milliyetçiliği aleyhtarlığını neredeyse bir meslek haline getirmiştir. Türk Milliyetçiliğine yönelik olarak yapılan suçlamalarda görülen önyargı ve kasıtlar bunun kanıtı niteliğindedir. ATSIZ’ın kaleminden 3 Mayıs 1944
3 MayIs Türkçülüğün tarihinde bir dönüm noktası oldu. O, zamana kadar yalnız duygu ve düşünce olan, ebedî ve ilmî sınırları pek de aşmayan Türkçülük, 1944 yılının 3 Mayısında birdenbire hareket oluverdi. ALİ Suaviler, Süleyman Paşalar, Mehmet Eminler, Ziya Gökalplar, Rıza Nurlar yalnız duygu, düşünce, iş Türkçüsü idiler. Hareket Türkçüsü olmamışlardı. Çırağan baskını Türkçü Ali Suavi’nin siyasî bir hareketiydi. Bunun Türkçülükle ilgisi yoktu. Sıhhiye Vekili olduğu zaman gayrî Türkleri atarak yerine Türkleri yerleştiren Rıza Nur fiilî Türkçülük yapıyordu. Fakat bu da hareket değildi. Türkçülükte ilk hareketi, 3 mayıs 1944 Çarşamba günü, Ankara’daki birkaç bin meçhul Türk genci yaptı. Bu bakımdan Türkçülük tarihinde onların hususî bir şerefi vardır.
Bundan sonra 3 Mayıs Türkçülerin günüdür. O’na bir bayram diyemiyeceğiz. Çünkü yıllarla süren büyük ızdırabımız o gün başlamıştır. O’na bir matem demek de kabil değildir. Çünkü bunca sıkıntıların arasında bize büyük bir imtihan vermek, yürekliyle yüreksizi er meydanında denemek, yahşı ile yamanı ayırmak fırsatını vermiştir. O güne kadar tehlikelerden gafil bir çocuk toyluğu ile yürüyen Türkçülük 3 Mayıs’ta gafletten ayılmış, maskelerin arkasındaki iğrenç yüzleri görmüş, can düşmanlarını tanımış, dost sandığı hainleri ayırt etmiş, hayalin yumuşak bulutlarından gerçeğin sert topraklarına düşmüştür. BÖYLE sağlam bir sonuca varmak için çekilen bunca sıkıntılar boşa gitmiş sayılmaz. Bundan dolayı biz 3 Mayıs’a Türkçülerin günü deyip çıkıyoruz. HOŞLANMAYANLAR onu benimsemesin. Yalnız kendilerine benzeyenler, yani Türke benzemeyenler onu yadırgasın. Biz 3 Mayıs’ı sevmekte devam edeceğiz. Türkçülük, tek sandığı düşmanına karşı 3 Mayıs hareketini yaparken onun çift olduğunu acı bir deneme ile öğrendi. Bu millî hareketin zaferinden korkan Türkçülük düşmanları, Türkçüler ortaçağı andıran vahşetlerle hapse atılır ve aleyhlerinde türlü yayınlar yapılırken, onları tartışmaya çağırmak garabetini de gösterdiler. Tarih bunu bağışlamayacak ve Türkçülerin günü olan 3 Mayıs, bir gün Türkler’in günü olunca onlar tarihin büyük mahkemesinde lâyık oldukları akıbete uğrayacaklardır. TÜRKÇÜLER! Toplu veya yalnız, her yerde 3 Mayıs’ı analım. Analım ve Kür Şad’ın hâtırasını yüceltelim... NE mümkün zulm ile bîdâd ile
imhayı hürriyet, ÇALIŞ, idrâki kaldır muktedirsen
âdemiyyetten! Hüseyin Nihal Atsız
(KÜRŞAD, 1964, Sayı.2)
OĞUZ KAĞAN IN DUASI
ULU TANRI !.
GÜZEL TANRI !.
GÖK TANRI !.
Sen Türk'ü Türk yurtlarını koru !..
Düşman şerrinden sakla ! TÜRK'ü yiğitlikte daim et ! TÜRK'ü erlik davasıyla yaşat ! TÜRK'ü gerçekçi yap ! TÜRK'ün gönlüne herşeyden önce, hatta kursağına ekmek koymadan evvel TÜRK'lük sevgisini koy ! TÜRK'ü ideal ile yaşat ve ideali hakikat yapmaya çalışsınlar ! Törelerini canları gibi saklat ! TÜRK'e zevk ve rahat verme ! Bilakis zahmete alıştır ! Zahmetle yürekleri, bedenleri demir olsun ! Bu sayede onlara yüksek çalışma kudreti verirsin ! TÜRK'ü faal, cevval edersin. TÜRK'e değişmez bir seciye ver ! Zamanla seciyesi değişmesin, sade tekemmülle tadilat görsün !
ULU TANRI !.
Milli kuvvet, namus, ahlak, azim , sebat, ideal, TÜRKÇÜLÜK ruhu, yurtseverlik, ilim, sanat teşkilatı, intizam, beden kuvveti ve zenginlik ile hasıl olduğundan; TÜRK'e bunları ver ! TÜRK'ten hırsız, namuzsuz türerse hemen kahret ! TÜRK'e benlik, hem de yüksek bir benlik ver ! TÜRK nefsine itimat sahibi olsun ! TÜRK'ü muhakemeli, ciddi adam olarak yarat ! Hissiyatına kapılıp, öfke ile ayaklanmasın ! Birden barut gibi parlamasın ! Daima soğuk kanlı olsun ! TÜRK'ü her milletten cesur yarat ! Öç almayı TÜRK asla unutmasın !
ULU TANRI !.
Namuzsuz bir tek TÜRK yaratacağına, dünyayı yık daha iyi ! Ne kadar korkak TÜRK varsa hepsini helak et ! TÜRK herşeyi mukayese etsin ! Yalnız akıl ve mantık denen şeylere bırakma onu ! Sabırlı, derde dayanıklı olsun ! İradesi çelik gibi olsun ! Dönek TÜRK yaratma ! TÜRK'leri maymun iştahlı yapma ! TÜRK daima ihtiyatla adım atsın ! Kimsenin tatlı diline inanmasın ! Kimseye emniyet olmasın ! Çalışma zekâdan üstün bir kıymet olduğundan, TANRI, sen TÜRK'ü çalışkan et ! TÜRK'ün ömrü çalışma ile geçsin ! Ona daima çalışma aşkı ver ! Hele elbirliği ile çalışmayı alet etsin ! Tembel TÜRK'ü hemen öldür !
TÜRK'e her milletinkinden üstün zeka ver! Zeka ve çalışma; ikisi bir arada olunca TÜRK'ün önünde durulmaz! Milli büyüklüğün tek şartı yüksek ideal, buna alışmak için de yüksek ahlak, fedakarlık ve sebat lazım olduğundan TÜRK'leri ahlaklı, sebatlı ve fedai kıl! TANRI, TÜRK'leri sen kendi elinle birleştir ve herşeyden evvel ruhları birleşsin! Onları tek bir kafa gibi birleştirici kültür sahibi et! TÜRK'ü töresine sadık kıl, Tanrı! TÜRK budunu: Biliniz ki atalar töresi asırların tecrübesi ile husule gelmiş büyük bir hikmettir. Tanrı beni töreye dokunmaktan ve dokundurmaktan sakladı ve saklasın!
ULU TANRI !.
Türk milletini lafçı değil, elinden iş gelir insanlar et ! Bir şey söylemek vazife yapmak değildir. Onu fiilen yapmak ve yaptırmanın vazife olduğunu beyinlere sok !
GÜZEL TANRI !.
Sana hepsinden çok yalvardığım şudur : TÜRK'ü dalkavukluktan kurtar ! Dalkavukluk ve emsali vasıtalara zengin olmaktan koru ! TÜRK'e kötü para hırsı verme ! Dalkavukları yok et !
AMAN TANRI !.
TÜRK aile, töre ve disiplinini her şeyden evvel koru! TÜRK toprağında hürler yaşasın. Adaletten başka bir şey hüküm sürmesin! Sen TÜRK'e tabii şeylere tabiata karşı sevgi ver! TÜRK yurdunda yoksulluk o kadar azalsın ki fakirlik suç sayılsın!
Acunu ( Dünyayı ) Yaratan Yüce Tanrı !.
TÜRK'e insaniyetten evvel TÜRK milletini düşündür. İnsanların insaniyet dedikleri şey, göz boyamak için icat edilmiş bir boyadır. İnsaniyet maskesi taşıyan öyle milletler vardır ki maskelerinin altında canavarlar yaşar. İnsaniyeti gören olmadı. TANRI, TÜRK'e sağlam, sürekli irade ver! Güçlüklerde, sabrını, tahammülünü aynı zamanda gayretini arttır! Ona esas seciye olarak vazife muhabbeti ve mesuliyet duygusu ver! Mesuliyeti TÜRK yurdundan eksik etme! En büyük kuvvetinTÜRKLÜK aşı olduğunu TÜRK'e öğret!
TANRI !.
TÜRKÇE konuşulan, TÜRK'e yurtluk etmiş olan yerleri kıyamete kadar TÜRK'ün hükmü altında bırak! Amin...
-----------------------------------------------------
BİZ KİMİZ.?
Bizler, yeni Hunlar'ız; Bizler, yeni Göktürkler'iz; Bizler, Genç Kuvay-i Milliyecileriz; Bizler, Başbuğları Ulu Türk Atatürk olan,
Türkçülük sevdasında ve ülküleminde Nihal Atsız'ı kayıtsız, şartsız önder olarak benimseyen gerçek Türkçüleriz!
Soyumuz, Saf Türk Soyudur; Dilimiz, arınmış Türkçe'dir; Töremiz; ne Arap'ın, ne Kıro'nun ne de Batı'nın töresidir, özbeöz Türk'ün töresidir. Türk'ün töre ve kültürünü, yaşam tarzı olarak benimseyip yaşar ve yaşatırız.
Amacımız; Türkçü, Atatürkçü, Laik ve Turancı bir demokrasi anlayışını Türkiye'de egemen kılmak için mücadele vermek ve ülkümüzü olan Türk Birliği'ne giden kutlu yoldaki engelleri birer birer ortadan kaldırmaktır!
Türklük ve Türkiye düşmanları; bizlerden korkun ve bizleri bekleyin! Ulu Tanrı Türk'ü Korusun! Amin...
Gönlündeki Yaraların Kanını Dindir, Yüzde Yüz Türk olduğun Gün Cihan Senindir...
Biz dostlarımızı ne kalbimizle ne de aklımızla severiz..
Olur ya kalp durur akıl unutur ...
Biz dostlarımızı ruhumuzla severiz...
O ne durur, ne de unutur ...
Söylesem tesiri yok,
Sussam Gönül razı değil...
Ey Türk;
Üstte gök çökmedikçe,
Altta yer delinmedikçe,
Senin ilini ve töreni kim bozabilir,
Titre ve kendine dön,
Saraylarda süremem dağlarda sürdüğümü,
Bin cihana değişmem şu öksüz Türklüğümü.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ... NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!!!